20 Mayıs 2013 Pazartesi

aşk en çok karanlıkta parlar

   İnternetten tanıştık onunla. Daha dün. Görüştük, hoş çocuktu. Biraz şüpheli yaklaştıktan sonra gelebileceğini ama gelirse yatılı kalması gerektiğini çünkü saat dokuzdan sonra araba olmadığını söyledi. İyi, film izleriz beraber, dedim. Geldi, kamerada göründüğü kadar hoş olmasa da yine de gayet güzeldi.El sıkıştık, uzun sayılabilecek sakalları vardı. Yumuşak... Sonra eve geçtik. Çay/kahve içer misin diye sordum. Kahve istedi. Mutfak masasına oturduk. Ben bir ucuna o diğer ucuna. Sohbete başladık. Laf lafı açtı. Henüz kendisini bilmiyordu. Yahut da biliyordu da kabullenememişti. Ben kabullendim de ne oldu dedim. Karşıma doğru dürüst insan çıktığı yoktu ki. Hem çıksa ne yapacağımı sordu. Ona göre sokakta elele tutuşamayacaktım, evlenemeyecektim ve dahası nereye kadar bunu yürütebilirdim. Haklısın dedim. Benzer şeyleri ben de düşünüyorum, ama evlendiğim zaman karşımdaki kadın benden bir çok şey bekleyecek. Sadece beni etkileyecek bir karar değil bu. Hem onun ailesine dert anlat, kadının cinsel anlamda tatmin edilmesi, düğün dernek olursa o kadar ayrıntılı ve gereksiz prosedür, herkesi memnun etmeye çalışmalar, yalandan bir gülümseme, sonra  çocuk vs vs... Kendisi için bu tür problemleri aşabileceğini söyledi. Evlenebilirdi, evlenmeliydi hatta. Kendini kabullenememişsin pek fazla dedim.Sonra kendini farkettiği hikayesini anlattı. Emre'den... O sonradan ah ettiğim, yerinde olmak istediğim, kendimi kötü hissetmeme neden olan kişiden.

   Çocukluktan beri arkadaşlarmış. Yedikleri içtikleri ayrı gitmemiş. Hep kollamışlar birbirlerinin sırtlarını. Ondan behsederken o kadar heyecanlıydı ki ben çayımı bitirdiğim halde o sadece bi kaç yudum almıştı. Emre dört yıldır çıktığı kızla evlenmiş, ufak da bir kızı olmuş. O kadar yakınlarmış ki Emre'nin kız arkadaşını kendisi ayarladığı halde ona katlanamıyormuş, kıskanıyor, trip atıyor ve morali bozuk halde yanlarında oturuyormuş. Allahtan kız yurtdışında imiş. Zaten onu ayarlamasının sebeplerinden biri de bu imiş. Türkiye 'de olsaydı katlanamazdım, diyor:   "Alkol kullanmamasına rağmen bir gece, bir münasebet dolayısıyla alkolü fazla kaçırdık. O da dahil. Arkadaşlarda kalacaktık. Zaten bütün arkadaşlarımız bilir ki biz beraberken tek yatakta yatarız. O zamana dek aramızda hiç bişey de olmamıştı. Ben genelde sarılıyordum ona ama o pek oralı olmuyordu. O akşam beraber yattık yine. Gece bir aralık ben bir uyandım ki ellerim onun eşofmanından içeri girmiş. Nasıl oldu bilmiyorum. Ben de fırsat bu fırsat deyip devam ettim, uyuyordu ama sertleşti. Sonra bir aralık uyanır gibi oldu ve ben o zaman onu öptüm."  Stajını sırf ona yakın yapabilmek için kaç kilometrelik şehirde yaşamaya karar vermiş. Ama Emre çok yakınında olmasına rağmen ne ondan tam anlamıyla kaçıyor ne de aynı yerde yalnız kalıyorlarmuş. O olaydan sonra mevzu pek açılmasa da sürekli kaçmaya başlamış. "Biz birbirimize bağımlıyız o da ben de, ikimizde görüşmek istemiyoruz ama görüşmek zorundayız.Bir şekilde aramızdaki bağ devam ediyor." diyor. Bu kadar kendisini kabul edememiş olmasına rağmen aralarındaki çelikten görünmez bağı hissediyorum. Ben de benzer bir hikayemi anlatıyorum. Sonu aynı olan. Ama sadece farkı benim ona olan bağlılığımı bitirmek zorunda olduğumu ve bunu başarabildiğimi söylüyorum.

   Film izleyip, bişeyler yedikten sonra yatıyoruz.  Bağlanıyorum ona. Teni o kadar güzel ki. Kokusunu içime çekiyorum. Biliyorum kokusunu böyle içine çekersen özlediğinde burnunun direği sızlayacak ama gene de çekiyorum. Güzel kokuyor. Ama o soğuk, öpmüyor bile beni. Hatta sarılmıyor doğru düzgün. Aktiflik pasiflik konusundaki anlaşmamıza rağmen kendisinin hatrına pasif olmamı istiyor. Hangi sıfatla diyorum, çünkü pasif olmak benim için bir fedakarlıksa bu ancak benim sevgilim olacak, güvenebileceğim kişi için söz konusu olabileceğini daha önceden biliyor. Ben baştan istemiyorum, tavrımı bildiğini beni zorlamaması gerektiğini söylüyorum. Nazikçe rica ediyor ve o an sarılıyor bana, öpüyor dudaklarımdan olmasa da. O kadar hoşuma gidiyor ki direnemiyorum, adeta elimden iradem alınmış gibi hayır diyemiyorum. Deneyeceğimi söylüyorum. Sonrasında sırtını dönüp yatıyor bana.Yüzünü bir kez olsun dönmüyor. Arkadan sarılıyorum, konuşuyoruz sessizce. Evlilikten dem vuruyoruz yine. "Emre gel gidelim yurtdışına, evlenelim orda dese bir saniye durmam. Giderim. Gözüm kapalı hem de.Onu demeyip burda beraber olalım dese gene evlenmeyi düşünmem şimdiki düşüncelerimin aksine" diyor. "Peki malum biliyorsun o evli ve kızı var böyle bişeyin belki de hiç mümkün olmayacağını biliyorsun, değil mi?" diye soruyorum. Derinden konuşuyor: "Biliyorum elbette ki, zaten ihtimal de vermiyorum. O dese ki bundan sonra hiç görüşmeyelim, tamam derim. Hatta dedi de bir keresinde. Kaç ay hiç görüşmedik. Ama gene sonra kendisi aradı beni. Görüşelim pişmanım dedi. Yine görüşmeye başladık." 

   Gerçek aşk iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde de azalmayandır.* O kadar büyük bir kabullenişti ki bu. Senin olmayacağını bile bile yine de o kişiyi sevmek, he dese içinde sonsuz sayıda kelebek uçuşacak olmasına rağmen bunu bir kenara koyup onun iyiliğini istemek. Peki ben bunun neresindeydim? Bu sevgiyi gölgelemekten, arada iğreti bir gelin olmaktan, anlık zevk kurbanından başka ne diye vardım ve ne işe yarıyordum, sorgulamaya başladım kendimi. Evet ondan gerçekten hoşlanmıştım ama başka birine ait kalbi için ne yapabilirdim! İç hesaplaşmam bir beş dakika kadar sürdü. Yok, daha yastığa kafam değmeden uyuyan ben uyuyamıyordum şimdi. Huzursuzlandım. İçimdeki bir el midemi kasmaya başladı. Ne zaman böyle hissetsem anında midem bozulur, ishal olurum. Bak gene oldu.Hay aksi! Onu sardığım kolumu çekip, yataktan kalkıp yan odaya geçtim.  Çekyatı açıp ona ince yastık verdim. Ben yan odada yatacağım'dan başka şey söylemedim. O kadar uykuluydu ki benim bir sebeple değil de tek kişilik yatağa sığamayacağımızı düşündüğümü sandığı için neden gidiyorsun diye sormadı bile.Alındım buna da.Bişey demedim. Çekyata yattım, saat gecenin üçüydü. Sabah erken işe kalkmam gerekiyordu. Üstelik haftasonu ailem burda olduğu ve dahası günü birlik İstanbul'a gittiğim için gecenin köründe evde olduğumdan doğru düzgün dinlenememiştim bile. 

   Stresli olduğum zamanlar sabahları da uyuyamam. O kadar yorgun olmama rağmen telefonun alarmı çalmadan uyandım. Gidip duş aldım. Sonra o da sabah duş almak istediği için onu uyandırdım. Kalktı, duş alırken bir taraftan çay suyu koydum bir taraftan  traş oldum. Kahvaltıya oturduk. Akşam hissettiklerimi anlattım. Şaşırdı baştan. Ondan dolayı gittiğini anlamadım, dedi. Kahvaltılıklardan ve masadan bakışlarımı kaldırmadan "Emrenin yerinde olmak isterdim, sanırım senden hoşlandım ve kimse beni bu şekilde sevmemişti. İkinizin arasına bu şekilde girmek kendimi kötü hissettirdi." dedim. "Keşke bunları hiç anlatmasaydın, bu sadece bir gecelik bir ilişki olarak kalsaydı, şimdi yüreğimin yarısı sende kalacak" diyemedim, her zaman yaptığım gibi sustum. Kıskandığımı, özlem duyduğum şeyin bir adım ötemde olmasına rağmen bana karşı olmadığı müddetçe ne kadar aciz kaldığımı anladım, sustum bu yüzden. Ne kimse benim için bunları söylemiş, ne de ben böyle birini bulabilmiştim. Sustum, zorla yuttum son lokmamı. Son içtiğim çay yudumu yaktı boğazımı ama diyemedim.  Gene sustum. Lanet bir suskunluğun içine battım. Çırpındıkça daha çok battım. Bundan sonra ne olurdu, beni tekrar arar mıydı, ararsa ben ona aynı şekilde boğazım düğümlenmeden, aklıam Emre gelmeden yanıt verebilecek cesareti bulabilir miydim bilmiyorum. Ama bir yanım keşke arasa, keşke arasa da Emre'de bulamadığı sevgiyi bende bulabileceğini düşünse... Düşlerini değiştirebilir miydim diye düşünmeden edemedim. Kendimi yine çaresiz hissettim, daha çok gömüldüm içime. Alışamadı bünyem bu tür şeylere. Her gelene bağlanmak zorunda mı bu orospu gönlüm demeden geçemedim. 

   Ürkek ama bir o kadar da radikal kararlar almanın eşiğinde gibiyim. Birçoğunun anlamayacağı, belki de benim dahi uygulamaya ne kadar dayanabileceğimi bilmediğim kararlar. Bilmiyorum, uyumak istiyorum. Çok yorgunum, öyle dinlenmekle geçecek türden değil yorgunluğum. 

*Yahya bin Muaz

4 yorum:

karakedi dedi ki...

duygularını ifade etmekten çekinme; olursa olur olmazsa hayat devam eder... limon'uda çimdikle ^^

One Girl Two Boy dedi ki...

Acıyı dindirmek için başka bedenlere inanmıyorum . Çünkü bunu yapan hem kendini hem karşındakini yakıyor . Bazen sadece olmalıydı bunu da yasamalıyım deyip gecmek lzm sanırsam ... Sunu anladım ki ne kadar vurdumduymaz olursan hayata karşı o kadar geliyorlar sana ben yapamıyorum sen yap bari :) hala eski sevgilimin dogumgununde yapılacaklarla ilgili arkadaşlarını organize etmeye çalışıyorum ... Salaklik diz boyu :))

Kaan Arer dedi ki...

Beni şaşırtmaya devam ediyorsun... Ama bu sefer bu kadar açık sözlü olmana şaşırdım.. Ve gerçekten çok beğendim. ne samimiydi bu yazı böyle.. Bundan sonra bu düzeyde yazılar okumak istiyorum :*

kaytan bıyık dedi ki...

@karakedi: :(

@OGTB:ben de öyle dedim yaşadım ve oldu bitti acıdı hala da arada acıyor ama yaşamak lazımmış demek ki bunu da

@kaan: her daim bu kadar bulamazsın genç nasıl olduysa denk geldi bi seferlik :P ama beğenmene sevindim :)